Halk Eğitimi Yöntemleri(*)
Yöntem, öğrenme ünitesinin amaçlarım gerçekleştirmeye dayalı olarak kullanılacak içeriği, teknikleri, araç-gereç ve kaynakları ilişkili biçimde hizmete sunan bir öğrenme yoludur. Bir başka anlatımla yöntem,
ilişkili etkinliklerden oluşan bir yaklaşımı ifade etmektedir (Bülbül, 1991, s. 178).
Öğretim yöntemi; bir eğitim programında, öğrencileri belirlenen eğitim hedeflerine ulaştırmak için izlenecek yoldur.
Halk eğitiminde kullanılan yöntemlere geçmeden önce yöntem ve teknik arasındaki farkı ortaya koymakta yarar görülmektedir.

Öğretim tekniği; öğretimle hedeflenen davranışların öğrencilere kazandırılması için düzenlenen öğretme etkinliklerinden oluşur (Bülbül, 1991, s. 178). Bu nedenle öğretim tekniği, öğretim yönteminde yer alan
öğelerden birisini oluşturmaktadır.
Bazı Öğretme Yöntemleri
Eğitim ve öğretim etkinliklerinde hedeflenen davranışların öğrencilere kazandırılması için kullanılan bazı yöntemler şunlardır (Bülbül, 1991, s.180):
1. Sunuş Yoluyla Öğretme: Öğrencilerin neler öğreneceğine karar veren, kavramları, genellemeleri ve bunları açıklayan, örnekleri öğrencilere aktaran öğretmendir. Bu yöntem, bilgilerin çok dikkatli bir şekilde
düzenlenmesi ve öğrenci tarafından alınmaya hazır bir durumda verilmesi sürecidir.
2. Buluş Yoluyla Öğretme: Belirli bir sorunla ilgili verileri toplayıp, analiz ederek soyutlamalara ulaşmayı sağlayan, öğrencinin kendi etkinliğine dayalı, onu güdüleyici bir öğretme yoludur. Tümevarım
yaklaşımını içerir.
3. Sorun Çözme (Bilimsel) Yöntemi: Sorun çözme yöntemi, öğrencinin öğrenme sürecine katılımı sağlanarak, belli bir konudaki sorun saptanır ve öğrencilerin çözüm yollarını bulunmaları beklenir. Öğrencilerde
sorun çözüme yoluyla kendi kendine öğrenmelerine ortam hazırlanır. Bu yöntemde kullanılan aşamalar; güçlüğün sezilmesi, problemin tanımlanması, çözüm seçeneklerinin belirlenmesi, uygun çözüm seçeneğinin
seçilmesi, çözüm seçeneğinin uygulanması ve değerlendirmedir.
4. Tartışma Yoluyla Öğretme-Öğrenme: Öğretmenin veya önderin başkanlığında 6-20 kişilik bir grupta, katılanların hepsinin ilgilendiği bir konu üzerinde katılanların görüşlerim açıklamaları, birbirlerine soru
sorma ve yanıtlama temeline dayanan bir yöntemdir.
5. Tam Öğrenme Modeli: Öğrencilerin farklı özellikleri dikkate alınarak, her öğrenciye kendi hazır bulunuşluk durumuna ve öğrenme hızına uygun bir sürenin tanınması suretiyle her öğrencide aynı derecede, aynı
miktarda öğrenmenin sağlanması temeline dayanmaktadır. Öğrencilere optimum öğrenme fırsatları içinde yeterli süre verilirse, bütün öğrencilerin hedeflenen davranışı kazanacağı modelin temel varsayımını
oluşturmaktadır.
Halk Eğitiminde Kullanılan Yöntemler
Bir öğretme-öğrenme durumunda baştan sona kadar aynı yöntemi kullanma yerine, etkinliklerin çeşitli aşamalarında farklı yöntemleri kullanmak, öğrenmede kalıcılığı sağlar (Love/ 1985, s. 129). Ancak, bunu bir
ders saati içerisinde gerçekleştirmek istenilen ölçüde kolay olamamaktadır.
Halk eğitimi etkinliklerinde kullanılan yöntemler farklı başlıklar altında ele alınmaktadır. Bu yöntemlerden bazıları şu şekilde özetlenebilir.
Uzaktan Öğretim
Bu yöntem, yazışmalı öğretim yöntem olarak da adlandırılmaktadır. Belli aralarla posta ile dersler, ödevler, sınavlar göndermek suretiyle öğretici ve öğrenci arasında eğitsel bir ilişkiye dayalı olarak
sürdürülen öğretim yöntemidir. (Geray, 1978, s. 52).
Bu öğretim yönteminin başarısı, öğrencide öğrenme, istek ve güdüsünün yüksek, yoğun uygulamaya, alıştırmaya dayalı olmasına bağlıdır.
Uzaktan öğretim yöntemini gerektiren nedenleri; coğrafi, ekonomik ve sürekli yoklama olmak üzere üç grupta toplamak olasıdır.
Coğrafi koşullardan dolayı her köy, kasaba ve kentte herkesin gereksinmelerini karşılayacak öğretim kurumları kurmak çok güçtür. Bu bağlamda, bu yöntemle her bireye eğitim olanağı götürmek olanaklı olduğundan,
her yere öğretim kurumu kurma gereği ortadan kalkmaktadır.
Ekonomik kaynakların sınırlı olması nedeniyle çeşitlilik gösteren yetişkinlerin eğitim gereksinmesini karşılamak olanaklı değildir. Diğer taraftan yetişkinin çalışma zorunda olması veya ekonomik olanaksızlık
nedeniyle bir eğitim kurumana devam edememektedir. Bu nedenle, gerek yetişkinin olanaklarının, gerekse ulusal ekonomik kaynakların sınırlı olmasından dolayı, uzaktan öğretini yöntemi daha etkilidir.
Ayrıca, sürekli devam zorunluluğu, yani bireyin belli bir öğretim kurumuna her gün gidip gelme zorunluluğu olmadığından, her bireyin bu öğretime katılması olanaklıdır.
Uzaktan öğretimin yararlan şöyle sıralanmaktadır (Love, 1985, s. 135; Geray, 1978, s. 54):
1. Esnek bir yapıya sahiptir,
2. Az öğretmen gerektiğinden, birim maliyeti düşüktür,
3. Her öğrenci kendine en uygun gelen zamanda çalışabilir.
4. Öğretim çok çeşitli konuları içermektedir.
5. Her bireye, öğretim kurumlarından eşit olarak yararlanma olanağı sağlar,
6. Eğitim örgütlerinin güçleri dışında genişlemesine gereklilik kalmaz.
Uzaktan öğretimin bazı güçlükleri ise şunlardır (Love, 1985, s. 136);
1. Pratik beceriyi kazandırmada yetersiz kalmakta,
2. Öğrencide yüksek düzeyde okuma-yazma becerisi gerektirmekte,
3. Bu yöntemin yaygınlaştırılması, destek hizmetlerini ve yeterli sayıda kurs öğretmeni ile kurs yöneticilerinin bulunmasını gerektirir.
Toplum Kalkınması
Yerel toplulukların eğitsel gereksinmelerinin karşılanması suretiyle yerel, dolayısıyla ulusal açıdan kalkınmayı sağlayan bir öğretim yöntemidir.
Toplum kalkınması, etkinliği yüksek bir öğretim biçimidir. Çünkü, yalnızca yetişkinleri öğrenmeye zorlamakla kalmaz, onlara öğrendiklerini gerçek durumlara uygulama yeterliği kazandırır.
Toplum kalkınması; Yerel toplulukların ekonomik, toplumsal, kültürel gelişmelerini sağlamak amacıyla topluluk girişimlerinin devlet çabalarıyla bütünleşmesi suretiyle toplulukların ulusun bütünüyle
kaynaşmasına ve ulusal kalkınmasına katkıda bulunma sürecidir (Geray, 1978, s. 59).
Toplum kalkınmasının başlıca dayandığı ilke; başkalarından yardım bekleme yerine, asgari yardımla ve kendi olanaklarıyla kendilerinin neler yapabileceğine dayanır.
Toplum eğitimi programlarının amacı; toplumları kendi gereksinimlerini tanıyacak hale getirme, kullanabilecekleri kaynaklan belirlemek, bir taraftan devletin alabileceği önlemler konusunda onların dikkatini
çekmek, diğer taraftan olabildiği ölçüde düzeltici çözüm yollarına başvurmaktır (Love, 1985, s. 116).
Toplum kalkınmasının temel öğeler şöyle özetlenebilir (Geray, .1978,8.61):
1. Destekli İmece; Toplum kalkınmasında, yerel toplulukların gelişmeleri için harekete geçirilmesinde dışarıdan etkileme gerekmektedir. Bu, devletin görevidir. Önemli olan, yerel toplulukların kendi
sorunlarını ele alabilecek duruma gelmesidir. Toplulukların kendi kendilerine yardım ilkesine göre, çaba göstermedikleri durumlarda, toplum kalkınması söz konusu olamaz. Bunun için, öncelikle yerel
toplulukların veya grupların kendi yaşam düzeyini iyileştireceğine inandırılması ve bunun kanıtlanması gerekmektedir. Bu bağlamda, toplum kalkınmasında devlet, yalnızca yerel toplulukların harekete
geçirilmesinde öncülük etmeli ve gerekli desteği sağlamalıdır.
2. Gönüllülük; Toplum kalkınması zorlamaya değil, gönüllü işbirliğine dayanır. Bir yerel toplumun, gönüllü bir çalışma ortaya koyabilmesinin önkoşulu, bir gereksinim veya bir sorunun bulunmasıdır. Yani,
toplumlar, kendilerini rahatsız eden bir sorunun çözümü veya bir gereksinimin karşılanması için, buna yönelik çabalar harcamaya başlar.
Gönüllülüğün temeli, gereksinimin giderilmesine dayanır. Gereksinimler iki grupta ele alınabilir.
Hissedilen (Duyulan) Gereksinimler; Bir topluluğun veya bireyin, belli bir anda çözümlenmesini şiddetle istediği sorunlar veya eksikliği hissedilen gereksinimlerdir.
Hissedilmeyen (Duyulmayan) Gereksinimler; Belli bir topluluğun veya bireyin, belli bir anda henüz farkında olmadığı, sıkıntısını duymadığı, eksikliğini hissetmediği sorun ya da gereksinimlerdir.
Toplulukları harekete geçirmede önemli olan, duyulmayan gereksinimleri duyulan gereksinim haline getirmektir. Devletin toplum kalkınmasındaki en önemli rolü budur. Oysa ki yerel topluluklar duyulan
gereksinimleri karşılamak için harekete geçmeye hazırdır. Devletin yalnızca gerekli ortamı hazırlamasını bekler. Ancak, duyulmayan gereksinim durumunda böyle bir işbirliğine hazır olma hali yoktur. Çünkü; bu
toplulukları rahatsız eden bir sorun veya eksikliği hissedilen bir gereksinim bulunmamaktadır. Ancak, şunu unutmamak gerekir ki öncelikle duyulan gereksinimleri gidermek için toplulukları harekete geçirmek
gerekir. Duyulan gereksinimler ele alınıp çözümlendikleri zaman topluluklara güven gelecek, başka sorunları çözmeye güdüleneceklerdir.
Bu nedenle, önce duyulan gereksinimin, sonra duyulmayan gereksinimin karşılanmasına yönelik bir yol izlenmelidir.
3. Yerel Topluluğun Bütünlüğü; Bir yerel topluluğun, yalnızca belli bir sorununu çözmek veya gereksinimini karşılamak için harekete geçirmek veya bu yönde bir çaba harcamak, kalkınmada istenilen başarının
sağlanmamasına neden olur. Çünkü, kalkınma denildiği zaman, yalnızca belli sorunları giderme veya belli gereksinimleri karşılama anlaşılmamalıdır. Kalkınmada bir bütünlük söz konusudur. Bu nedenledir ki bir
topluluğu oluşturan her bireyin verilen bir hizmetten yararlanmasını sağlamak ve topluluğun diğer sorun veya gereksinmesine yönelik çabalar göstermek, kalkınmanın temelini oluşturur. Yerel toplulukların
gereksinimleri arasındaki ilişkiyi kurarak hizmetlerinde veya çalışmalarında bir bütünlük sağlamak gerekir.
Yerel topluluklara yönelen çalışmaların düzgün veya uyumlu bir biçimde yürütülmesi, toplum kalkınmasının amacını ortaya koyan bir özelliktir.
Eğitim, sağlık, tarım, ormancılık v.b. çalışmalardan yalnızca biriyle topluluklarda beklenen kalkınmayı, değişmeyi sağlamaya çalışmak, toplum kalkınmasının mantığına ters düşer.
Toplum kalkınmasının yerel topluluğun bütünlüğünü sağlamaya yönelik olması, iki boyutta ele alınabilir. Bunlardan birincisi, belli bir yerel topluluğa götürülen hizmetler (sağlık, eğitim, işgücü yatırımları
v.b.) öncelik sırasına göre gerçekleştirilmelidir. Bir yerel topluluğun birbirine bağlı yerel sorunlarından yalnızca birisi çözümlenir, diğerleri çözümlenmez ise o yerel topluluğun kalkınması sağlanamaz.
Örneğin, üretimdeki verim düşüklüğü sorunun çözümlenmesi, ürünün pazarlanması sorununu beraberinde getirir. Eğer pazarlama sorunu çözümlenmez ise verim artışı sorununu çözmenin hiç bir anlamı olmaz.
İkincisi ise aynı bölgede yer alan yerel toplulukların ortak sorunlarının çözümlenmesini içerir. Bölgedeki yerleşim birimlerinden yalnızca birisinin sorununu çözmek, o bölgenin kalkınmasında yeterli değildir.
Bölgenin kalkınmasını sağlamak için, öncelikle ortak sorunların çözümlenmesine öncelik verilmelidir.
Toplum kalkınmasının temelini eğitim oluşturur. Yerel toplulukların ne tür sorunları (verim artışı, sağlık, istihdam, pazarlama v.b.) olursa olsun, bu sorunları yalnızca devletin maddi yardımları ile çözmeye
çalışmak yetmez. Bu sorunların ileride tekrar ortaya çıkmaması, bireylere bu konuda kazandırılacak bilgi ve beceriye bağlıdır.
Halkla İlişkiler
Halkla İlişkiler; örgütlerin, çıktılarını sundukları topluluklarla aralarındaki fizyolojik ve sosyo-psikolojik iletişim örüntüsüdür. Diğer bir anlatımla örgütlerin, çıktılarından yararlanan bireylerle olan
ilişkilerdir. Halkla ilişkilerin temel amacı; herhangi bir örgütün sunduğu mal veya hizmeti topluma tanıtması ve bunlardan en iyi yararlanmalarına olarak sağlamasıdır. Halkla ilişkilerde, ilişkiyi başlatıcı
konumda bulunan örgüttür. Buna karşın, halkla ilişkiler, örgütün halkla, halkın örgütle olmak üzere çift yönlü bir iletişim özelliğine sahiptir.
Halkla ilişkilerin bazı temel ilkeleri şunlardır (Kılıç, 1981, s. 51):
1. Örgütün çıktısından yararlanan çevre çeşitli yönleri ve özellikleri ile tanınmalıdır: Topluma hizmet götüren bir örgüt, öncelikle hizmet götüreceği çevreyi fiziki yönü, doğal kaynaklan, olanakları ve
toplumsal ilişkiler açısından tanıması, çıktısının toplumda kabul görmesi için bir zorunluluktur.
Bu bağlamda, bir eğitimci veya öğretmenin hizmet verdiği çevreyi çok iyi tanıması, toplumsal yapı ve ilişkileri iyi kavraması, çevreyle rahat bir iletişim kurmasına olanak sağlar.
2. Halkın arasına katılmalı ve onun bir parçası olunmalıdır.
3. Çevrenin önderleri ile işbirliğine gidilmelidir: Eğitim örgütünün bir üyesi olan öğretmenin, çevrede önder konumunda bulunan bireylerle iyi bir iletişim kurması, çevreye uyumunu kolaylaştırır. Öğretmenlerin
bu tür ilişkileri yoluyla okul-çevre bütünleşmesine katkıda bulunulabilir. Bu da okulun çevrenin beklentilerini dikkate almasına, çevrenin de okulun etkinliklerine destek olmasına yol açar.
4. Kişisel çıkarlar gözetilmemelidir: Bir bireyin, çalıştığı örgütün kendisine verdiği yetkileri kişisel çıkarları doğrultusunda kullanması, toplumun veya çevrenin o örgüte karşı olumsuz tutum ve davranış
geliştirmesine ve örgütün toplum içerisindeki saygınlığını yitirmesine neden olur. Bir öğretmenin, öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği tutum ve davranışa sahip olması, bir taraftan o okulun toplumu etkileme
gücünü artırırken, diğer taraftan da öğretmenin de çevreyle uyumlu bir iletişim kurmasına olanak sağlar.
5. Halk, fazla yükümlülük altına sokulmamalıdır: Yerel konular ele alınırken ve çözümlenmeye çalışılırken, halkı fazla zorlamamalı, onlardan aşırı katkı beklenmemelidir. Devlet yardımlarıyla gerçekleştirilecek
çalışmalar, halkın çalışma gücünü artırır. Başarı ile sonuçlanan her iş, yeni çalışmalar için gerekli ortamı yaratır. Bireylerden istenilecek her yardım, bireye kaldıramayacağı maddi yük getirmemeli ve boş
zamanlarında yardımları istenilmelidir. Örnek olarak, bir halk eğitimi etkinliğinin bireyin çalışma saatine denk gelmesi ve bu etkinlik için katılımcılardan kaldıramayacakları maddi destek istenmesi, bireyleri
bu etkinliklerden kaçmaya iter.
6. Yapılacak çalışmaların yararı halka anlatılmalıdır: Gerek bireylerin birbiri ile ilişkilerinin altında, gerekse bireylerin davranışlarının temelinde bir yararın elde edilmesi yatmaktadır. Her insan,
kendisine yarar sağlayan bir çalışmanın başarı ile sonuçlanması için elinden gelen çabayı gösterir.
Bu nedenle, halkla ilişkilerde ve halk eğitimi etkinliklerinde, katılımcıların veya ilişkide bulunulan bireylerin sağlayacakları yararlar göz ardı edilmemelidir.
Ayrıca, halkla ilişkilerde, bireylerin inanç, değer ve normları dikkate alınmalıdır. Birey, eğer bu ilişkide veya çalışmada değerlerine veya beklentilerine ters düşecek bir durumu sezinlediği zaman, ilişkisini
sürdürmeyi kesecektir. Bu bağlamda, bireyler, yanlış olan/değerlerine ters düşen bir ilişkide bulunmaktan kaçınırlar. Bu, bireylere yeni değerlerin kazandırılmaması anlamını taşımamalıdır. Kurulan bir ilişki
güvenilir bir temele dayandırıldıktan sonra, açıklayıcı ve sağlam dayanaklarla bireyler aydınlatılarak yeni değerler kazandırılmalıdır. Unutmamak gerekir ki ani değişikliklere karşı olan tepki çok şiddetlidir.
Yeni bilgiler sonucundaki davranış değişikliği yavaş yavaş sağlanmaya çalışılmalıdır.
7. Gerçekçi ve tarafsız olunmalıdır: Bir örgüt personelinin kişisel çıkarlarını ön plana çıkarması, toplumun o örgütten uzaklaşmasına ve bu tür personel ile ilişki kurmaktan çekinmesine neden olur. Bu durum,
gerçekçi ve tarafsız bir davranış göstermeyen personel için de geçerlidir.
Halkla ilişkilerde gerçekçi ve tarafsız davranış karşılıklı güveni artırır. Güvenilir bir nitelik taşıyan bir ilişkide, bireylerin birbirlerini etkilemesi daha kolay olabilmektedir. Toplumda aydın konumda
bulunan bir öğretmenin sözlerine, diğer kamu örgüt personelinin sözlerine oranla daha fazla güvenilir. Ancak, bu güveni yıkıcı, gerçekçi ve tarafsız olmayan bir öğretmene karşı toplum ve öğrenci velileri
güvenmez. Bu tür öğretmen, alanında ne kadar bilgili ve becerili olsa da, bu güvensizlikle bunun da hiçbir önemi kalmaz. Bir ilişki, güvenilir olduğu sürece geçerliliğini korur.
8. Davranışlar tutarlı olmalıdır: Halkla olan ilişkilerde birbiri ile çelişen davranışlar göstermek, her şeyden önce kamu görevlisinin çalıştığı örgüte karşı sorumlu düşmesine neden olur. Çünkü; bir personelin
örgüt adına yaptığı her davranış yasal çerçeveye uygun olmak zorundadır. Bu durumda, normal koşullarda personelin birbiri ile çelişen davranış göstermesi söz konusu olamaz. Ancak, olağanüstü koşullar ile kanun
ve yönetmeliklerde meydana gelen değişiklikler hariçtir. Bir öğretmenin zaman zaman sorumluluklarından kaçınarak, görevini istenilen ölçüde yapmaması veya bunun sorumluluğunu üst yöneticilere yüklemesi,
tutarlı olmayan davranışa belirgin bir örnektir. Diğer taraftan, çözemediği bir sorununun nedeni olarak yetkisinin buna uygun olmadığını ileri sürmesi, yetersizliğinin veya sorumsuzluğunun bir göstergesidir.
9. Hoşgörülü ve güler yüzlü olunmalıdır: Halkla ilişkiler sürecinde karşılaşılan koşullar ümit kırıcı olabilir. Böyle durumları gerekçe göstererek, olumsuz davranışlara girmek, en azından kamu yararını
zedeleyen bir eylemdir. Kamu görevlisinin, sahip olduğu yasal yetkisine dayanarak bireylere sert ve otoriter bir davranış göstermesi; çalıştığı örgütün işlerini aksatacağı gibi, toplumda bu örgüte karşı
olumsuz bir tepkinin doğmasına neden olur. Hiçbir yasal yetki, kamu görevlisine, diğer insanlara olumsuz davranma hakkını vermez.
(*) (Bu bölümün hazırlanmasında Sayın Yrd.Doç. Dr. Cevat CELEP'in Ankara 1995 basımı "HALK EĞİTİMİ Kavramlar, İlkeler Yöntemler, Teknikler" adlı kitabından yararlanılmıştır.)