|
Adler'in Hayatı
Adler, Macaristan'dan
Avusturya'ya göç eden bir ailenin ikinci çocuğu olarak 1870 yılında Viyana'da
doğdu. Babası ticaretle uğraşmaktaydı. 4 yaşına geldiğinde büyüyünce doktor
olacağını söylemeye başlamıştı. Bunu söylemesinde elbette sıkıntılı çocukluk
yaşantılarının etkisi vardı. Bunlar arasında yanındaki yatakta yatarken ölen
kardeşine ait izlenimler, kendisinin de raşitizm nedeniyle kemiklerindeki
sorunları olması ve sürekli hasta olarak gördüğü annesini iyileştirme isteği
sayılabilir.

Adler insanları
tanıyabilmesini sokak çocukluğundan gelmesine bağlar.Tıp eğitimi ve ihtisasını
yapıp göz hekimi olarak, çalışmaya başlamıştır. Ancak muayenehanesinin iş
yapmaması üzerine pratisyen hekimlik yapmaya başlamış ve çevresinin sevgisini
kazanmıştır. Bu dönemde Viyana'da daha çok yoksullara hitap eden polikliniklerde
çalışmıştır. 27 yaşında evlenmiştir. 32 yaşındayken bir dostu ile birlikte tıbbi
nitelikli bir dergi çıkartmaya başlamıştır. o yıl Freud ile tanışarak,
psikanalitik akımın içine girmiştir. 37 yaşında iken "Organların Yetersizliği
Üzerine İnceleme"adlı eserini yazmıştır. 40 yaşına geldiğinde ise, bu derneğin
başkanı olmuştur. Bir yıl kadar sonra Adler'in görüşleri ile Freud'unkiler
farklılaşmaya başladı. Adler'in "Eril Protesto" adını taşıyan yazısı grupta
tartışma ve yoğun eleştirilere maruz kaldı. Bunun üzerine Adler ve ona eşilik
eden 6 kişi dernekten istifa edip, Bireysel Psikoloji Derneği'ni kurdular. 42
yaşında "Nervöz Karakter" adlı ikinci kitabını yayınlayan Adler, 2 yıl kadar
sonra yeni derneğin içinden arkadaşlarının ve kendisinin çok sayıda yazılarını
içeren "Tedavi Etmek ve Eğitmek" adlı eseri oluşturmuştur. Bu sırada bir
üniversiteye öğretim elemanı olarak başvurusunu yapmış ama red cevabı almıştır.
I.Dünya Savaşı'nın başlaması
ile, askeri hekim olarak görev yapmış, başarıları dikkati çekmiştir. Bunun
üzerine cephe hekimlerinin savaşlarda da rastlanabilen "akut stres bozuklukları
ve travma sonrası stres bozukluğu" konularında eğitimlerini arttırmaları için
daha üst bir göreve atanmıştır. Savaşın bitişinde Osmanlı İmparatorluğu gibi
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu da karşı taraf tarafından bölünmüş ve işgal
edilmişti. Savaş sonrası yazdığı bir yazıda "insanların kendileri ile ilgisi
olmayan bir savaşa girmek için heyecan duymasını, kendilerinin hissettikleri
acizlik ve çaresizlik duygularından kaçınmak" şeklinde açıklamıştır. Gene savaş
karşıtı "Öteki taraf " adlı yazısında halkın savaşçı bir eğilimle beslendiğinde,
propagandalar ile birlikte , özellikle kişilikleri ve yaşantıları ile ilgili
sorunlar da yaşıyorlarsa, savaş fanatiği haline gelebildiğini belirtir. Adler'e
göre halkın çoğunluğu ise durumu yeterince netlikte bilemedikleri ve
değerlendiremedikleri için, baştaki yöneticilerin isteği ile savaşmaya gider. Ne
zamanki savaş kaybedilir, o zaman halk kendilerini ezenlerden kurtulur. Başkası
ile savaşarak elde edemeyeceği huzura, asıl gereksinimi olan kendini rahatça
ifade edebildiği demokratik yönetim ile ulaşır.
Adler 50 yaşındadır, savaş
bitmiştir. Artık ülkenin tekrar eğitim ve kalkınma hamlesine girme dönemidir. Bu
aşamada Adler de üzerine düşen görevi yapar, öğretmenler için çocuk yetiştirmeye
yönelik kurslar, danışmanlık hizmetleri ve eğitimde yeni sistemler üzerine
çalışmalara kendi yaklaşımları ile katılır. Bu dönemde "İnsan Bilgisi" adlı
kitabını çıkarmıştır. Bu yıllardan sonra daha çok yurtdışında kongre ve
seminerlerden aldığı davetlere katılır. 59 yaşına geldiğinde Amerika'da Columbia
Üniversitesi'nde iki yıl sürecek öğretim üyeliği görevine başlar. 67 yaşında
iken Hollanda'da verdiği bir seminer sonrasında göğüs ağrısı hisseder. Hekimin
dinlenme ve tedavi önerisine karşın, programında olan İngiltere'deki konferansa
katılır. Ancak İngiltere'deki konferansın dördüncü gününde kendisini o günkü
derse bekleyenler, bir süre sonra hocalarının sabah üniversiteye giden bilim
yolunda kalp krizinden öldüğü haberini alacaklardır.
Adler'e göre yetersizlik
algısı gerçek yetersizlik durumundan çok daha etkili idi. Bu his insanlarda ya
bu durumun ortadan kaldırılmasına yönelik çabalamaya, ya içine kapanarak,
dünyaya küsmeye ya da antisosyal davranışlarla çevreye ve çevredekilere zarar
verici davranışlara yol açmaktaydı. Dünyaya küsen birey kendinde kırıntı halinde
bile olsa varolan toplumsallık duygusu ile tekrar toplum içine çekilip, aktif
hale gelebilir. Adler'e göre yaşam topluma karşı bir sorumluluktur.
Adler eğitimdeki hatalar
sonucunda da çocuğun ezilmesi, ağır cezalar uygulanması, pasif duruma
alıştırılması, inisiyatif ve yaratıcılığın kullandırılmaması, tek başına bir şey
yapamayacağı duygusunun yerleşmesi görülebilmektedir. Ayrıca çevre de buna
destek olmakta büyükler yanında kendini ifade etmesi önlenmekte, arkadaşlarının
alaylarına müdahale edilmemesi de buna zemin hazırlayabilmektedir.
Kişiler hissettikleri aşağılık
duyguları ile ya başka özelliklerini öne çıkararak diğer insanlar üzerinde
üstünlüklerini göstermeye çalışırlar ya da sıkıntı, utanç, endişe ve değersizlik
hisleri ile daha dar bir çevre içine sığınıp, onlar üzerinde baskı kurmaya
çalışabilirler. Bu durumu takiben kişilerde çok farklı bağımlılıklar (alkol,uyuşturucu
madde, kumar vb), çeşitli nevrotik bozukluklar, cinsel davranım bozuklukları ve
antisosyal davranışlar sonucu suça eğilim gözlenebilmektedir. Adlerci görüşe
göre, bu gibi bozuklukların tedavisinde altta yatan aşağılık duygularını
oluşturan olumsuz düşünce şemalarının düzeltilmesi gerekir.
Bireyler hangi soydan,cinsiyetten
, sosyokültürel çevreden gelirlerse gelsinler öncelikle insandırlar. Her insan
zekası, duyguları ve kültürü ile değerlidir. Doğan her bebek geleceğimiz için
önemlidir. İyi ürün almak için, toprağa tohum atmak yetmez, ona iyi bakım vermek
gerekir. Sadece başkalarında bulunan, sahip olamadığımız kaynakları övüp, sahip
olduklarımızı görmezden gelmek de bir aşağılık duygusu ifadesidir. Önemli olan
kendi kaynaklarını diğerlerinin kaynaklarına göre geliştirmek için çaba
sarfetmektir. Bunun için elbette ki, herkes üzerine düşen görevi yapmalıdır. Siz
ancak görevinizi tam olarak yaparsanız, yakınma hakkına sahip olabilirsiniz.
Aksi halde yapılan yakınmalar kendi değersizlik hislerimizin ve aşağılık
duygularımızın başkalarına yüklenmesi, yansıtılmasından başka bir şey değildir.
Kendinizi ancak daha çok çalışarak, emek harcayıp, ürün vererek ortaya
koyabilirsiniz. Bu da ne yazık ki, yorulmadan olmaz. Ne kadar acılar yaşanmış
olursa olsun, inatla "ben hala varım" denmelidir. Kararmış gümüşler, gözalıcı
parlaklıktaki gümüşlere dönüşebilir, yeter ki parlatmak için çabalayın.
kaynak:
http://www.psikiyatrist.org
Adlerin Temel Tezleri
Bireysel psikoloji okulunun kurucusu ve eksiklik
duygusu ya da aşağılık kompleksi deyimini ilk kez olarak ortaya koyan kişi olan
Adler, insan kişiliğini eksiklik ya da yetersizliği giderip üstünlük ya da
yetkinliğe ulaşma çabasıyla anlama uğraşı içinde olmuştur. Yaşamı boyunca
toplumsal sorunlar karşısında büyük bir duyarlılık gösteren Adler, biyolojik ve
cinsel etmenleri temele alan Freud’dan kişiler arasındaki hiyerarşik. toplumsal
ilişkileri ön plana çıkarmak bakımından farklılık gösterir. Başka bir deyişle,
çocukluk dönemindeki cinsel çatışmaların ruhsal bozukluklara yol açtığı
konusunda Freud’a katılmayan Adler’in psikolojisinde, insanın en temel güdüsünü
meydana getiren yetkinleşme çabasını bir üstünlük çabası ve dolayısıyla da
eksiklik duygusunun giderilmesi olarak tanımlanır. İnsanın geleceğe ilişkin
beklentileri tarafından güdülendiğini ve dolayısıyla insan davranışının
çocuklukta yaşanan deneyimler tarafından belirlenmediğini öne süren Adler, insan
varlığını yalnızca çevre ve kalıtımın bir ürünü olduğu düşüncesine karşı
çıkmıştır.
O işte bu çerçeve içinde insanın miras aldığı
yetilerin sentezini yapar ve çevreden gelen izlenimleri yorumlarken biricik olan
bireysel bir kişilik ve yaşam biçimi yaratan yaratıcı bir benin varlığından söz
etmiştir. Ona göre. önemli etkenleri doğum, bedensel eksiklik ve ilgisizlik ya
da şımartılma olan yaşam biçimi erken çocukluk döneminde oluşur. Mantık,
toplumsal ilgi ve kendini aşma çabasının ruh sağlığına işaret ettiğini öne süren
Adler, aşağılık duygusunun kişinin kendi güvenliğiyle ilgili benmerkezcil
kaygısı ve başkaları üzerinde egemenlik kurma eğiliminin ruhsal bozukluk
belirtisi olduğunu öne sürmüştür
Adleryen Terapi
İnsan Doğasına Bakış Ş
İnsanlar birincil olarak sosyal dürtüler tarafından güdülenirler. Kadınlar ve
erkekler sosyal varlıklar olarak yaşamın içerisinde birbirleriyle ilişki kurarak,
kendilerine özgü bir tarz, yegane olmayı hedeflerler. Kişiliğin cinsel değil
sosyal belirleyicileri üzerinde durur, ona göre davranış, amaç yönelimlidir.
İnsan güdülenmesinin temeli güven kazanma ve aşağılık duygusunun üstesinden
gelmektir.
Temel aşağılık duygusu bizi yeterlilik, üstünlük, güç ve mükemmel olmak için
güdüler. Danışmada 4 temel amaç vardır. Bu amaçlar aynı zamanda terapi sürecinin
4 dönemidirler :
1. Danışan - danışman ilişkisinin sağlanması, empati aracılığı ile danışanın
kendini kabul edilmiş ve anlaşılır olması,
2. Danışanların inançlarını, duygularını, güdü ve amaçlarını anlayarak yaşam
tarzlarının belirlenmesi,
3. Yaşam tarzlarına içgörü sağlatılarak hatalı amaçların ve benliğe zarar verici
davranışların farkına vardırtma,
4. Danışanlara amaçlarını ve seçeneklerini geliştirme, fark ettirmek için yardım
ve değişmesi gereken konularına yönelik eylem programları düzenlemek.
İlişki ( Danışan - Danışman ) : Adleriyen danışma, danışanına
hem güven verir hem de güvenir. Bir üstünün ve bir aşağının olmadığı eşit
ilişkiler söz konusudur. Danışma bir işbirliği sürecidir. Danışan ve danışman
aynı sürede aktiftirler ve ulaşılacak amaçlar konusunda hemfikir olmalıdırlar.
Terapi sürecinde eğer amaçlar net olarak belirlenirse ve terapistle danışan aynı
hedeflerde uzlaşırlarsa verimli olabilir. Danışan ne istemektedir? Bu amaçlara
nasıl ulaşabilir? Bunlara ulaşmasını neler engelleyebilir? Amacına ulaşmak için
sahip olduğu avantajları nasıl kullanabilir? Terapi planı bunları formüle eder.
Danışman danışanın eksiklik ve yetersizliklerinden çok gücünü ve avantajlarını
fark ettirmelidir. Danışanlar ancak kişisel güçlerini ve değişmek için olan
kapasitelerini fark edebilirlerse değişebilir. Adleriyen danışman olumlu
boyutlara vurgu yapan, destekleyici kişidir.
Analiz ve Değerlendirme : Danışan, yaşam tarzını farkedebilmek
için duyguları, güdüleri, inançları ve amaçları üzerinde dikkatini
yoğunlaştırmalıdır. Güdüleri anlamak için duyguları keşfetmek gerekir.
Duyguların anlaşılması aynı zamanda empatiyi ve terapi ilişkisinin kalitesini de
arttırır.
Adleriyen terapist duyguların ötesindeki inançları keşfetmeye çalışır. Hatalı
inançlarla yüzleşme, danışanın kendisini rahat hissetmesini sağlatır. Danışman
şu anda varolan yaşam koşullarıyla işe başlar. Danışanın işe karşı sorumluluğu,
sosyal ilişkileri, kendilerine ilişkin duyguları üzerinde odaklaşır. Bireyin
analiz ve değerlendirilmesinde, aile ilişkilerinin de keşfedilmesi gerekir.
Çünkü bunlar kişinin yaşam tarzı oluşturumunu etkilemiştir. Açık uçlu sorular
sorularak danışanın benlik algısını, kardeş ilişkilerini, yaşamdaki önem verdiği
durumlara yönelik tepkilerini ve anahtar yaşam kararlarını anlamaya çalışmak
esastır. Adleiryen danışman yaşamın en erken dönemlerine ilişkin olayları
anlattığı kadar şimdiki yaşamına ve kendisini bakış açısını keşfetmeye çalışır.
Kişinin aile yapısının ve yaşam öyküsünün keşfedilmesi, onun yaşamındaki temel
hataların üstündeki örtüyü kaldırtır. Böylece danışanın şimdiki yaşantısını bu
hataların nasıl etkilediği yorumlanır.
İçgörü Sağlamak : Adleriyen terapist destekleyici olduğu kadar da yüzleştiricidir. Hatalı amaçlara,
benliğe zarar veren davranışlara iç görü geliştirmek yoluyla danışanı tehdit
etmek durumundadır. Danışanın davranışlarını, amaçlarını anlamasına yardım eder.
Gizli amaçlar açığa çıkar. Böylece danışanın önüne, kendisiyle ilgili
doğrulanması gereken bir varsayım konulmuştur. İçgörü, davranış değişimini
sağlatıcı önemli bir güç olmakla birlikte, har zaman davranış değişiminde bu
durum gerçekleşmeyebilir. İçgörü değişmek için bir adımdır. Fakat bu benlik
anlayışını, yapıcı eylemlere dökme yapılmazsa hiçbir işe yaramaz. İnsanlar
içgörü kazanmaksızın da önemli davranış değişiklikleri yapabilirler.
Yorum : İçgörü kazanma sürecini kolaylaştıran bir tekniktir.
Yorum burada ve şimdi olan davranışlar üzerinde yapılmalı, kişinin amaçlarından
kaynaklanan beklentileri üzerinden yapılmalıdır.
Adleriyen yorum yaşam tarzıyla bağlantılı olarak yapılır. Danışanlar yorumları
kabullenmeye zorlanmazlar. Çünkü bunlar deneysel olarak açık uçlu biçimde ortaya
konmuş, keşfedilmesi gereken davranışlardır. Yorumla, danışanın problem
yaratmada kendi rolünü keşfetmesi ve niçin bu hatalı tarzların hala devam
ettirildiğini fark ederek yaşam koşullarında bu davranışlarını değiştirmesi
istenir.
Yeniden Yönlendirme : Terapinin son safhasıdır. İçgörünün
eyleme dökülmesi anlamına gelir. Adleriyen danışmanın amacı, danışanı daha etkin
kılarak yapıcı davranışlar geliştirmesini hedefler. Kişi, yeni ve daha fazla işe
yarar seçenekler bulmalıdır. Tutumlarına, inançlarına, amaçlarına ve
davranışlarına alternatifler getirmelidir. Risk almaya, yaşamını değiştirmeyi
göze aldırmaya, kendi gücünü iç kaynaklarını ve yaşamını yönetebileceğine
cesaretlendirmelidir. Danışma esnasında danışan kararlar alır, amaçlarını
değiştirir. Olmak istediği kişiymiş gibi hareket etmeye cesaretlendirilir.
Böylece kendi kendisine ilişkin zincirleri kırılmaya çalışılır. Tekrarlayıp
durduğu eski tarzlar yerine, etkisiz davranışlar yerine ortak olmayı öğrenir.
Anlaşma terapinin esasıdır. Eğer kendi kendisiyle yaptığı bu anlaşmayı
gerçekleştirebilirse terapi gerçekleşmiş demektir.
Danışmanın Özellikleri : Farklı popülasyonlar üzerinde etkili
olabilmektir. Çocuklara, ergenlere, üniversite öğrencilerine yönelik yaygın
uygulamalar yapılmıştır. Adleriyen düşünce, grup terapisine elverişlidir. Anne-baba
eğitim grupları düzenlenerek aile eğitim merkezleri açılmıştır. Adleriyen
kavramları eşlerle ve eş grupları ile yapılan evlilik danışmanlığı içinde
uygundur.
Konuyla İlgili Olabilecek Bu Siteleri Ziyaret Edebilirsiniz
|